Ara
  • A. Selva Biçen

Mülteci Olmak Bir Engel Değildir

En son güncellendiği tarih: Haz 20

Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler günü.


Mülteci…


Haberlerde, gazetelerde, tartışma programlarında dahası günlük hayatımızın birçok alanında sıklıkla duyduğumuz bir kelime. Kelime anlamını genel manada biliyoruz. Mülteci olmadığımız halde “mültecinin yaşamı nasıl olmalı?” konusunda epey bir fikir sahibiyiz. Çoğu konunun dışında olmamıza rağmen içindeymişçesine konuşmamız gibi. Mülteci olmak hakkında kesin olarak bilmediğimiz şeyse bu kelimenin ağırlığı ve ardında barındırdıkları. Bazen geride kalan anne-baba, bazen kardeşler, bazen çocuklar, bazense tüm aile. Bunların yanına bir de geri dönecek bir vatanın kalmaması ya da vatanına dönmenin yasak olmasını eklersek yükün ağırlığını bir nebze de olsa hissedebilir miyiz? Bir yazı ile diğerkam olabilseydik keşke! En azından empati yapmayı deneyebiliriz.


Öncelikle mülteci, göçmen ve geçici koruma kavramlarına yakından bakalım. Medyada ve günlük dilde sıklıkla birbiri yerine kullanılan kavramlar, ancak hepsinin kapsamı farklı.


Mülteci: Türkiye’nin coğrafi kısıtlama ile taraf olduğu, yani sadece Avrupa’dan gelen kişiler için, 1951 Cenevre Sözleşmesine göre ırk, din, tabiiyet veya belli bir toplumsal gruba mensubiyeti sebebiyle vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu devlette zulüm göreceği korkusuyla ülkesine dönemeyen veya dönmek istemeyenler için verilen statüdür.


Göçmen: Çeşitli sebeplerle başka bir ülkeye yerleşme amacı ile vatandaşlık bağı ile bağlı olduğu ülkeyi terk eden kişilerdir. Göçmen olmada temel esas yerleşme niyetidir. Türk İskan Kanununda tanımlanan göçmen kavramı ise Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olan kişiler çerçevesinde sınırlandırılmıştır.

Geçici Koruma: Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’na göre Türkiye sınırlarına kitlesel akınlarla gelen acil ve geçici koruma bulma amacı taşıyanlara verilen statüdür. Göç İdaresi güncel verilerine göre Türkiye’de geçici koruma kapsamında 3.585.189 kişi bulunmaktadır. Geçici koruma sahiplerinin yoğun olarak ikamet ettikleri ilk on il İstanbul, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, Adana, Mersin, Bursa, İzmir, Konya ve Kilis.


Bu tanımların yanı sıra medyada sıklıkla “kaçak” veya “yasadışı” nitelendirilmeleriyle belirtilen göç literatüründe ise genellikle düzensiz göçmen olarak kullanılan bir insan hareketliliği de bulunmakta. Göç İdaresi güncel verilerine göre Türkiye’de 2019 yılında 454.662 kişi düzensiz göçmen olarak tespit edilmiştir. Ve bu veri içindeki en büyük menşei ülke dilimi Afganistan’a ait. Peki neden Türkiye düzensiz göç için tercih edilmekte? Okullarda öğrendiğimiz üzere Türkiye Avrupa’ya açılan bir kapı adeta bir “köprü”. Sınırlarda yürütülen göçmen kaçakçılığının yerelde ve uluslararası alanda çok aktörlü yapılanmasının ve cezasının diğer kaçakçılık faaliyetlerine göre daha az olmasının düzensiz göçü beslediği ise yadsınamaz bir gerçek. “Umut taciri” tamlamasının adeta somutlaştığı bir şekilde insanlar, güzellemelerle, yeni bir hayat vaadiyle, çoğu zaman denizin karşısına geçtiklerinde kendilerini ne beklediklerinden habersiz yola çıkıyorlar.


For Sama Belgesel


Göç yolculuğunda tehlikelerle ve zorluklarla karşılaşan en hassas grup çocuklar. 2015 yılında Aylan bebeğin haberlerdeki görüntüleri aklımızdan çıktı mı? Peki o günden bugüne ne değişti? Çoğunlukla ana akım medyada yer bulmayan ancak sosyal medya aracılığıyla ulaştığımız haberler gösteriyor ki, çocuklar hala ölüyor, öldürülüyor. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) 2020 Dünya göç raporuna göre 2019 yılında göçmenlerin yaklaşık 31 milyonu yirmi yaş altındaki çocuklardan oluşuyor. Göçmen çocukların bir kısmı refakatsiz, yani bir yetişkinin gözetimi ve korumasına sahip değiller. Refakatsiz göçmen çocuklar için uluslararası ortak bir anlaşma bulunmadığı için ülkeler kendi göç politikalarına göre refakatsiz göçmen çocukların eğitim, sağlık, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılıyor. Genel çerçevede ise göçmen ve mülteci çocuklar sıklıkla akran zorbalığına maruz kalıyorlar. Bu durum onların eğitim, sosyalleşme ve topluma uyum konularında zorlanmalarına neden oluyor. Eğitimden uzak ve toplumdan dışlanmış bir çocuk marjinalleşme eğilimi gösterir ve hem öz topluluğundan hem de içinde yaşadığı toplumdan ayrışma yaşar.


Keşke önyargılarımızla çocukları etiketlemeden önce onların sorunlarını bulmaya ve çözüm için yardımcı olmaya çalışsak. Bazı çocuklar büyürken sıkıntılar yaşayabilir. Çevresini rahatsız edebilir. Sınıfında uyumsuz davranışlar sergileyebilir. Öğretmenler veya veliler tarafından böyle bir olay gözlemlendiğinde genellikle rehber öğretmene danışılır ve bir çözüm üretmek için konuşulur. Ama bu çocuk mülteci ya da göçmense? İlgili olanları ayrı tutarak söylemeliyim ki, görmezden gelinen, sınıflarda istenmeyen, dışlanan çocuklar çoğunlukta. En iyi ihtimalle bunlar yapılmıyorsa bile gruba dahil edilmeyerek iletişime geçilmeyen çocuklar var. Bu durumda sorumluluk tabi ki yetişkinlerde. Kendi çevremden duyduklarım bazen o kadar şaşırtıcı ki! Sırf bir çocuk başka bir ülkeden geldiği için huysuz, pis, anlayışsız olabilir mi? Derslerindeki başarısızlığı için önce Türkçede yetkin olmadığını düşünmek yerine zaten tembel diyerek gözden çıkarmak nasıl bir vicdanın hareketi?


Bir çocuk sadece çocuk olduğu için sevilmeyi hak eder, bir insan sadece insan olduğu için saygı görmeyi hak eder. Söz konusu yaşama hakkıysa ardından gelen neden, niçin, nasıl soruları anlamını yitirir, yitirmelidir. Yaşamaksa sadece nefes almaktan ibaret değildir. Gülmek, eğlenmek, üzülmek, sevinmek, kutlamak, paylaşmak, zorlanmak, zorlukları aşmak, keyif yapmak, yüzmek, koşmak, yemek, içmek…Yaşam bir sürü duygudan ve deneyimden oluşur. Ve mülteci olmak bunların hiçbirine engel değildir.





Kaynaklar

World Migration Report 2020 - | IOM Online Bookstore

DÜZENSİZ GÖÇ

GEÇİCİ KORUMA

Ekşi, N. (2016), Yabancılar ve Uluslararası Koruma Hukuku

Doğan, V. (2017), Türk Yabancılar Hukuku


34 görüntüleme

Bizden haberdar olmak için mail listemize katılın!

©2019 Tina Zita